Başyazı – DEV-GENÇ kavgadaysa sömürgecilere huzur yok!

19 Mart isyanı ve akabinde gelişen toplumsal hareketle beraber bir dönem kapandı, yeni bir dönem kapılarını araladı. Ölümle yaşam, özgürlük talebiyle daha fazla baskı ve denetim, insanca yaşam özlemiyle daha fazla sömürme hırsı kısacası halk ile Saray arasındaki çelişkilerin süreklileştiği, direnişlerin çıkış dinamiklerinin de bu çelişkiler olduğu bir dönemdeyiz. Gençlik hareketi de bu özgün dönemin içerisinde en dinamik unsur olarak itici güç olmayı sürdürüyor.

Ekolojik yağma ve talana karşı direnişler, emek hareketinin madenci direnişiyle toplumsal bir hassasiyet ve güç kazanması, kayyum politikalarına karşı yerel örgütlenmeler giderek yeni bir toplumsal hareketin birikim ve deneyimini sağlamaya başladı. Yeni gelişen toplumsal hareketin en önemli eksiklerinden birisi de siyasal temsilcilerinin olmaması. Toplumsal çelişkiler her geçen gün yeni bir direnişin habercisi olurken, ortaya çıkan ve çıkacak direniş hareketlerinin kitlesine ve pratiklerine öncülük eden bir örgütlenme henüz sağlanamadı. Bu durum, ideolojik örgütlenmeyi toplumsal pratikle buluşturabilmemizi de zorlaştırıyor. Dolayısıyla devrimciler için en acil ve önemli görev bu eksiği tamamlamak olmalı.

Son Taksim 1 Mayıs’ı bu konuda önemli bir deneyim yarattı. Devrimciler, direniş hareketinin çok geniş düzey ve parçalarını bütünleşik, birleşik ve kolektif temsile dayanan bir koordinasyon halinde meşru-militan-kitlesel bir temelde hedefe yöneltmeyi başardı. Elbette derdimiz tek bir güne dair değil. Bu deneyimin süreklilik kazanması, bugün direniş hareketi içerisindeki en dinamik unsur olarak gençlik hareketinin daha fazla sorumluluk almasını gerektiriyor. Bunun için kitle hareketinin aynı zamanda ideolojik temelde örgütlenmesi yani kolektif öncünün, Devrimci Gençlik’in örgütlenmesi direniş hareketinin önderliğinin inşasına odaklanması şart.

Devrimci Gençlik’in örgütlenmesi gençlik hareketinin iniş-çıkışlarını da hesap ederek sağlanmalı. Gençlik hareketinin gelişim zeminine doğru müdahale edebildiğimiz, örgütleyebildiğimiz, meşru-militan-kitlesel bir eylem çizgisini kolektifleştirebildiğimiz bir dönemi kapatıyoruz. Elde ettiğimiz deneyimlerle söyleyebiliriz ki; Devrimci Gençlik, politik hat, mücadele tarzı, örgütlenme anlayışı ve eylem çizgisi ile geniş gençlik kesimlerine ulaşabiliyor. Bundan sonra yapmamız gereken hazırlık bu durumu süreklileştirmek, eksiklerimizi kapatmak, güç toplamak ve kendimizi yenilemek olmalı. Bu ölçüde yeni dönemde gençlik hareketinin siyasal temsiliyetini üstlenmeyi ve öncülük kabiliyetimizi yaygınlaştırmayı görev olarak önümüze koyuyoruz. Gençlik, gelişen gençlik hareketini temsil edecek yegâne örgüt olmalı. Bu gelişim seyrinde “Dev-Genç” tarzı bize yol gösterecektir.

Örgütsel kabiliyetlerimizi geliştirdiğimiz, geniş gençlik kesimlerini hareket ettirebilecek somut talepler ve eylem çizgisini örgütlediğimiz bir gerçektir. Ancak bunun içerisinde eksikliklerimizin de bilincinde olmalıyız. Taleplerimizin ve eylemlerimizin ulaştığı genişlik yeterli değil. Ulaştığımız geniş gençlik kesimlerini, örgütlü mücadeleye dahil etme, onun iyi özelliklerini öne çıkarma ve onunla siyasal bir ilişki olarak yoldaşlık geliştirme, mücadelenin kalıcı öznesi haline getirme konusunda yeterli etkinlik sağlanamadı. Bu muhasebenin bize çıkardığı zorunlu ödev; kitle bağlarımızı kuvvetlendirecek örgütlenme tarzını, iletişim kabiliyetini ve pratikleri örgütümüze kazandırmaktır.

Öte yandan 19 Mart isyanı ile açık biçimde gördük ki; bir isyanın, direnişin en geniş kesimlere ulaşması kadar siyasal öncülüğün devrimcilerde olması da o kadar önemlidir. Öncüsü olmayan bir hareketin içinde ideolojik etkinliğimiz de zayıf olacaktır. Toplumsal hareketin siyasallaşması, iktidar hedefli olması, düzen dışı olması ideolojik mücadele ile mümkün. İdeolojik mücadele de ancak hareketin öncülüğünün devrimcilerde olması ile en genişe hitap edebilir. Ayrıca devrimcilerin belirleyiciliği de aynı derecede önemlidir. Kendisini muhalif ama devrimci fikirlerden uzak olarak tanımlayan kesimler hızlıca iktidar aparatına dönüşebiliyor ya da bu aparatlar aracılığıyla manipüle edilebiliyor. Son yaşanan iktidar aparatı İstiklal Kadınları Hareketi örneğinden, “seküler milliyetçilik” kategorisi altında kendisini tanımlayan kesimlerden bunu deneyimledik. Daha az zararlı olarak görülebilecek ancak kitleleri düzen sınırlarına hapseden bir başka etken de siyasal bir muhatap ve temsil zemini arayışı ihtiyacıyla hızla CHP’nin etkisine girebilmeleri. Nostaljik bir Kemalizm yorumu, siyasetle bu doğrultuda kullanılan sembollerle ilişki kurmak devrimci bir kanala açılmadığında radikal nitelikleri törpülenebiliyor.

Tüm bunlara nazaran isyancı kitle hareketinin çeşitli düzeylerde etkisi altındaki gençlik kesimlerinin ortak değerlerine odaklanmalıyız. Demokrasi, özgürlük, eşitlik, anti-emperyalizm, onur ve haysiyet yeni gelişen toplumsal hareketin en genişinin sahiplendiği önemli vurgular. Solun en büyük avantajı örgütlü mücadele tarihimiz bu olgular için verilen mücadelenin, emeğin ve bedellerin tarihiyle doludur. En geniş kesimleri ideolojik-politik-pratik mücadelenin ve örgütlenmenin bir parçası haline getirebilmek açısında anti-emperyalist, anti-kapitalist, anti-faşist mücadeleyi somut hedeflerle örgütlemek zorundayız.

Bu yıl ülkemizde 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek olan NATO zirvesi en geniş kesimleri anti-emperyalist mücadelenin bir parçası haline getirmenin önemli bir olanağıdır. Bizi sağ ideolojilerden ve CHP’den ayıracak en belirgin çizgimiz anti-emperyalist mücadeleyi toplumsal devrim ve toplumsal haklar mücadelesi çizgisinde örgütlemek ve bu çizgiyi militan kitle hareketi olarak var etmektir. Toplumsal haklar mücadelesinin tüm kesimlerini kapsayacak, yoksullaştırma karşıtı, demokrasi ve özgürlük talepli direnişi anti-emperyalizm ile buluşturacak bir “NATO Defol” örgütlenmesi söylediğimiz sözün gerçekliğini sınayacak bir eşik olarak karşımızda duruyor. Bu kapsamda Devrimci Gençlik, itici ve militan bir güç olarak halkın en geniş kesimlerini kapsayan birleşik mücadelenin kuruluşunda etkin görev almalıdır.

ABD saldırganlığının yükseldiği, Ortadoğu’nun savaş coğrafyası haline geldiği ve Türkiye’nin bu savaşlarda ABD safında taraflaştığını açık bir şekilde gösterdiği bir dünya siyasetinin içerisinde, gençlik ülkemize ve dünyaya bulunduğu noktadan müdahale edebilme kapasitesini kazanmalıdır.

Emperyalistler; savaş teknolojileri, enerji, göç gibi alanlarda üniversitelerin bilgi üretim kapasitesine başvurmaktadır. Üniversitelerimiz, Ortadoğu halklarının katledilmesinde, sömürülmesinde rol oynamaya itilmektedir. Saray rejimi, toplum yararına harcamalardan kısarak savaş teknolojilerine bütçe ayırdığı gibi üniversiteleri de toplum için değil emperyalist-kapitalist sistemin ihtiyaçları için organize ediyor. Saray Rejimi, savaş için bilim politikalarına uygun örgütlemeyi amaçladığı gençliği “teknofest gençliği” olarak kimliklendiriyor. Devrimci Gençlik, üniversiteleri toplumsal hak mücadelelerinin mevzileri olarak örgütlemek konusunda kararlılığını, bu duruma müdahale edecek etkin araçlar geliştirerek kanıtlayacaktır. Üniversiteler kadro fidanı yetiştirme kurumu olarak değil bağımsızlık mücadelesinin etkili bir mevziisi olarak örgütlenmeli, talileştirilmemelidir.

Emperyalizm ve özelinde NATO karşıtı mücadele tüm sosyalist örgütler tarafından benimseniyor. Ancak NATO zirvesine karşı etkili örgütlenme hangi birikimle bu sürece girildiğiyle doğrudan alakalı. Komünizm tehdidine karşı kurulmuş, emperyalizmin işgal, yağma ve isyan bastırma örgütü olan NATO, barışçıl gelmediği gibi barışçıl yollarla defolmayacak. Bizim birikimimiz ve yığınağımız da bu kabule göre şekillenmektedir. 1 Mayıs’ta yaratılan bütünleşik, birleşik tablo bu birikim için iyi bir örnektir. Taksim 1 Mayıs’ı için irade gösterenler NATO karşıtı eylemlerde ortak kampın müttefikleri olacaktır. Militan kitle hareketi için toplumsal muhalefetin ihtiyacı budur. Sonuç olarak gençliğin devrimci eyleminde birlik,  halkın isyan ve direniş hareketlerinin birliği yolumuzu açacaktır.

AKP iktidarının Irak’ın işgali için doğrudan asker göndererek ABD’ye destek vermek isteyen tezkeresini iptal ettiren ve 1 Mart 2003’te Ankara Sıhhiye Meydanı’nı dolduran, tüm savaş karşıtı güçleri, anti-emperyalist bir temelde koordine etmeyi başaran ve tek bir hedefe yönlendiren hareket pratiği iyi değerlendirmelidir. Sadece tarafımızı belli etmek adına değil hayata müdahale edebilmeyi amaçlamalıdır. Yeni gelişen toplumsal hareketin direniş örgütlerini kuracak olan ideolojik-politik-pratik mücadele iradesine sahibiz. Yeter ki düzen içi siyasete hapsolmuş siyaseti değil kısa sürede elde ettiğimiz deneyimi ve mücadeleyi kendimize rehber olarak görelim. Elde ettiğimiz başarılar, savunduğumuz çizgi yürüyeceğimiz yola rehber olacaktır!