Suriye’de son yaşananlar bir “güvenlik meselesi” de, bir “düzen oluşturma” da değildir. Bu coğrafyada olan biten, halkların çıkarına göre değil; oligarşinin, ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çıkarlarına göre şekillenmektedir. Bugün HTŞ’nin Kürt bölgelerine dönük saldırıları da bu tablonun bir parçasıdır. HTŞ ile SDG arasında bir süredir sürdüğü söylenen müzakerelerin aniden kesilmesi, ardından HTŞ’nin saldırıya geçmesi tesadüf değildir. Türkiye’yi yöneten egemen sınıfların, Saray rejiminin desteği ve ABD’nin “yol vermesi” olmadan bu saldırıların bu ölçekte ilerlemesi mümkün değildir. Nitekim ABD’nin Türkiye büyükelçisi, nam-ı diğer “sömürge valisi” Tom Barrack’ın son açıklamaları da bunun en büyük göstergesidir. Tom Barrack yaptığı son açıklamada, “Suriye’deki Kürtler için şu anda en büyük fırsat, Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki yeni hükümet döneminde Esad sonrası geçiş sürecinde yatmaktadır.” diyerek ABD tarafından Kürtlere sunulan yolu göstermiştir.
Şam’ın HTŞ tarafından ele geçirilmesinden sonra inşa edilmeye başlanan yeni gerici rejim, daha baştan ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin bölge çıkarlarına uyumlu bir hatta kurulmuştur. El Kaide artığı Colani üzerinden kurulmaya çalışılan “modern” maskesi bir şakadan ibarettir. Bu rejim gericidir! Dün Alevilere ve Dürzilere yönelik gerçekleşen katliamlar bunun en açık kanıtıydı. Bugün ise Kürtlerle kurduğu ilişki, halkların iradesine dayanan bir çözüm arayışını değil, silahın ve zorun dayattığı bir “denge” arayışının en büyük göstergesidir. Bu dengenin sınırlarını da yine Suriye halkları değil, emperyalist ABD, Siyonist İsrail ve Türkiye’de Saray rejimi dâhil bölgesel işbirlikçiler belirlemektedir.
Bu süreçte belirleyici olan şey Suriye halklarının çıkarları değildir. ABD’nin hedefleri, İsrail’in yayılmacı stratejisi ve Türkiye’nin kendi nüfuz alanını büyütme politikası, hepsi aynı masada birleşmektedir. “Yeniden inşa”, “istikrar”, “normalleşme” diye pazarlanan şeyin arkasında çok açık bir sınıf gerçeği vardır: Suriye’yi uluslararası kapitalizme daha sıkı entegre etmek, yeni ucuz emek gücü yaratmak, üretim üsleri kurmak, enerji hatlarını ve tesislerini kontrol etmek, petrolü denetlemek, buradan rant devşirmek. Yani halkların geleceği değil, emperyalist tekellerin çıkarı belirleyicidir.
ABD emperyalizminin bu hamleleri sadece Suriye odaklı düşünülemez. Temel hedef, bölgede emperyalist ve Siyonist politikaları ABD emperyalizminin ve İsrail Siyonizmi’nin bölge politikaları ve stratejik hedefleriyle çelişki hâlindeki en büyük güç olan İran’dır. Suriye sahasında kurulan her yeni denge, İran’a dönük kuşatmanın bir parçası olarak görülmelidir. Direniş ekseninin zayıflatılması, İsrail’in elinin rahatlatılması, Türkiye’de Saray’ın da her ne kadar söyledikleriyle yaptıkları itibariyle iki yüzlü olsa da bu politikaların iş birliğini yapması bu çerçevede ilerlemektedir. Türkiye’de yeniden servis edilen “çözüm süreci” tartışmalarının bile bu büyük resimden bağımsız olmadığı ortadadır. Emperyalizm, Kürt sorununu da emekçi halkların özgürlüğü üzerinden değil, kendi bölgesel dizaynı üzerinden ele almaktadır. Kürt halkının mücadelesini bir dönem kullanan, sonra masaya süren, sonra yeni pazarlıklarla bastırmaya çalışan aynı emperyalist politikalardır. ABD’nin Kürt halkına yaklaşımı hiçbir zaman “özgürlük” temelli olmamıştır. Emperyalistlerin tek politikası sömürü eksenlerini genişletmek ve bu doğrultuda kontrol, dengeleme ve ihtiyaç olduğunda pazarlık unsuruna çevirme olmuştur.
Kürt halkı, 13 yıllık savaş içinde verilen nice kayıplarla birlikte örgütlenmesini büyütmüş, hâkimiyetini korumuş ve geliştirmiştir. IŞİD’e karşı savaşta bölgesel ölçekte kritik bir güç hâline gelmiştir ve Rojava’da bir yaşamın inşası için ağır bedeller ödemiştir. Bu gerçeklik bugün hâlâ yerinde durmaktadır ama tam da bu nedenle saldırının boyutu büyümektedir. ABD’nin arabuluculuğunda sürdüğü söylenen temasların ardından, HTŞ’nin kuzey ve doğuda Kürt yerleşimlerine saldırması bir mesajdır: “Sınırı çıkarlarımız çizer.” Bu saldırılar Türkiye’nin açık desteğiyle ilerlemektedir ve Saray rejimi cihatçı bu çetelerin hareketlerini utanmadan milliyetçilik edebiyatı ile pazarlayabilmektedir.
Şu açıktır: ABD şimdilik Suriye’nin bütününde HTŞ’yi tercih etmektedir. Emperyalistlerin, bırakın sosyalizmi, komünal yaşamın dahi en ufak bir söylemine tahammülü yoktur. Ezilenlerin kurtuluş mücadelelerinde taktiksel olarak egemenler arası çelişkilerden faydalanmak söz konusu olsa bile, Suriye’de bir kez daha görüldüğü üzere tek güvence ezilenlerin kendi özgüçleri ve enternasyonal dayanışmasıdır. Kürt halkına, kendi çıkarlarını savunmak adına ABD-İsrail ile açık ve stratejik iş birliği öneren liberal-milliyetçi eğilimlerin nasıl ölümcül bir tehlike arz ettiği bir kez daha açığa çıkmıştır.
HTŞ’yi bir “istikrar sağlayıcı” gibi göstermek, Suriye’yi emperyalist dizayna uygun hâle getirmek ve aynı zamanda Türkiye’yi kendi ekseninde tutmak için bu hattı büyütmektedir. Saray rejimi ise buna gönüllüdür. Çünkü bağımlılık ilişkileri sadece dış politika tercihi değil, oligarşinin çıkarlarına uygun bir sömürü düzeni yaratma meselesidir. Bu ülkeyi yöneten oligarşi, emperyalizme göbekten bağlıdır. Emperyalizmin bölge çıkarlarıyla uyum, bu düzenin yapısal sonucudur. Ama bunun bedelini kim ödemektedir? Bedeli Suriye’de halklar ödemekte, Türkiye’de emekçiler ödemekte, Kürt halkı ödemekte, gençlik ödemektedir.
HTŞ rejiminin yaygınlaşması, IŞİD kökenli yapıların yeniden hareket alanı bulması, cihatçı ağların yeniden toparlanması doğrudan bir tehdittir. Bu ateş eninde sonunda Türk halkını da vurmaktadır. Buna rağmen Saray rejimi safını belirlemiştir: ABD emperyalizminin maşalığı. Bunun karşılığı da daha fazla savaş, daha fazla baskı, daha fazla yoksulluk olarak Türk ve Kürt halkına geri dönecektir.
Burada bir başka kritik mesele daha vardır: Türk emekçisi ile Kürt halkını karşı karşıya getirme zemini büyütülmektedir. Savaşın ve Erdoğan’ın dış politikada sürekli ürettiği “beka” söyleminin asıl işlevi de budur. Türk emekçisi yoksullaşırken, işçi cinayetleri sürerken, grevler yasaklanırken, gençliğin geleceği elinden alınırken bütün bunlar konuşulmasın diye Kürt halkı hedefe konulmaktadır. Kürt halkının mücadelesi “tehdit” diye gösterilmekte, Türk emekçisinin öfkesi şovenizmle yönlendirilmekte ve tek gerçek olan sınıf çelişkisi görünmez kılınmaktadır.
Biz bu kirli oyunu bozacağız!
Kürt halkının yanındayız. Kürt halkına dönük her saldırı, bu topraklarda yeşeren sınıf mücadelesine ve halkların ortak mücadelesine dönük bir saldırıdır. Türk emekçisinin gerçek düşmanı Kürt halkı değil, Saray rejimi ve onu ayakta tutan emperyalist sistemdir. Kürt halkının gerçek düşmanı Türk emekçisi değil, bu savaşı üreten emperyalizm ve işbirlikçileridir. Ortadoğu’da özgürlük isteyen herkesin önünde tek bir gerçek var: ABD emperyalizmi yenilgiye uğratılmadan bu coğrafyada halklar nefes alamaz. Emperyalizme karşı mücadele, aynı zamanda faşizme ve işbirlikçilere karşı mücadeledir. Suriye’de kurulan düzeni, Türkiye’deki sömürü düzeninden ayrı düşünmek mümkün değildir. Aynı sınıf, aynı devlet aklı, aynı merkezileştirilmiş zor aygıtları, aynı sermaye çıkarları. Bugün Suriye’de yürüyen operasyonların arkasındaki güç neyse, burada emeği köleleştiren, toplumsal hakları gasp eden, ülkeyi sermayeye peşkeş çeken güç de odur. Bugün Türkiye’de yapılması gereken, Saray rejiminin yıkılmasına yönelik adımları güçlendirmek ve birleştirmektir. Bu da doğrudan sınıf siyasetini temeline alan bir mücadeleyle, toplumsal haklar mücadelesiyle ve bunu içine alan anti-emperyalist ve anti-faşist bir hatla olacaktır. Bugün işçileri yakarak öldüren, Kürtleri bombalayan, gençliği gözaltı ve tutuklamalarla yıldırmaya çalışan düzene karşı bulunduğumuz her bir cepheden mücadele etmek zorunluluktur.
Bu yüzden açıkça söylüyoruz: Ortadoğu halklarının geleceği emperyalist planlara bırakılamaz. Suriye’nin geleceği çetelere, pazarlık masalarına, işbirlikçilere teslim edilemez. Direnen halkların kurtuluşu kendi ellerindedir. Bu coğrafyada barış, emperyalistlerin kurduğu suni denge taktikleriyle değil, halkların emperyalizme ve faşizme karşı ortak mücadelesiyle kurulacaktır.
Devrimci Gençlik olarak ilan ediyoruz: Bu oyunu bozacağız, Ortadoğu emperyalistlerin paylaşım alanı değildir!